Memur ve emekliler 15 Temmuz'da enflasyon farkı ve temmuz zammını alacak. En düşük dereceli memurun maaşı 58 YTL, emeklinin maaşı ise 45 YTL artacak.Milyonlarca memur, sözleşmeli personel ve emekli 15 Temmuz'da alacağı zamlı maaşı bekliyor. Memur ve emekliler 15 Temmuz'da 3 ayrı zam birden alacak. Üçlü zam paketinin içerisinde enflasyon farkı, ikinci yarıyıl zammı ve denge tazminatı var.
Ocak ayında en düşük dereceli memura yüzde 5,6 yüksek dereceli memurlara ise yüzde 2,2 zam yapılmıştı. Bu nedenle ilk 6 ayda oluşan yüzde 6'lık enflasyon en fazla yüksek dereceli memurlar için fark doğurdu. Buna göre enflasyon farkı olarak düşük dereceli memurlara yüzde 0,4 yüksek dereceli memurlara ise yüzde 3,8 zam yapılacak.
58 YTL ZAM
Memura 15 Temmuz'da enflasyon farkının yanı sıra yine kademeli zam verilecek. İkinci 6 ayı kapsayacak zam oranı düşük dereceli memurlar için yüzde 4,6 yüksek dereceli memur için ise yüzde 2 olarak belirlendi. Düşük dereceli memurlar, bu zammın yanı sıra 20 YTL de denge tazminatı alacak. Bütün bu zamların sonucunda en düşük dereceli memurun halen 776 YTL olan maaşı, denge tazminatı da dahil olmak üzere 58 lira artarak 15 Temmuz'da 834 YTL'ye yükselecek. Memurun dışında KİT'lerde sözleşmeli olarak çalışan personelin ücret tavanı 2 bin 641 YTL'ye, 657- 4/B'deki ücret tavanı da 2 bin 342 YTL'ye yükselecek.
EMEKLİYE YÜZDE 6 ZAM
İşçi, memur ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşlarına da ocak ayında yüzde 2,62 ile yüzde 3,45 arasında zam yapılmıştı. Dolayısıyla memur emeklilerine de enflasyon farkı olarak temmuzda yüzde 2,55 ile yüzde 3,38 oranlarında zam verilecek. Bunun dışında ikinci yarıyıl zammı da aynı şekilde kademeli olarak emekliye yansıtılacak. Türkiye İşçi Emeklileri Derneği Başkanı Kazım Ergün, işçi ve Bağ- Kur emeklilerinin aylıklarının temmuzdan itibaren yüzde 6 zamlanacağını söyledi. Ergün, enflasyon farkının ödenmesiyle en düşük işçi emeklisi aylığının toplam yüzde 10 artarak 615,11 YTL, en düşük Bağ-Kur emekli aylığının da 451,11 YTL'ye çıkacağını bildirdi.
19 Mayıs'ta yürürlüğe girecek tütün yasağının kapsamını genişleten yasayla ilgili olarak bilgi verildi.
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet Erdöl, çocukların ve gençlerin sağlıklı nesiller olarak yetiştirilebilmesi için tütünle mücadelenin şart olduğunu söyledi.
Gazeteciler, Turizm ve Çevre Gazetecileri Derneği tarafından 19 Mayıs'ta yürürlüğe girecek tütün yasağının kapsamını genişleten yasayla ilgili olarak bilgilendirildi.
Dedeman Oteli'nde düzenlenen toplantıda konuşan Cevdet Erdöl, sigaranın görsel yolla bulaşan salgın bir hastalık olduğunu belirterek, bu salgınla mücadele için yürütülen çalışmaların ''sağlık aşısı'' olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye'deki orman ve ev yangınlarının yüzde 50'sinin sigaradan kaynaklandığını ifade eden Erdöl, uyuşturucu alışkanlığının da sigara kullanımıyla başladığını kaydetti. Bazı hükümleri 19 Mayıs'ta yürürlüğe girecek 4207 sayılı yasada yapılan değişiklikle toplumda rol modeli olarak görülen kişilerin sigara içen görüntülerinin medyada yer almasının yasaklandığını hatırlatan Erdöl, ''(Bu kanun Türkiye'de uygulanamaz) şeklinde bir anlayış pompalanmaya çalışılıyor. Ancak kararlılık gösterilirse bu kanun uygulanabilir'' diye konuştu.
Sigaranın kalp-damar hastalıkları ve kanserin birinci nedeni olduğunu ifade eden Erdöl, yeni yasayla 18 yaşından küçüklere sigara satanlara hapis ve para cezaları getirildiğini söyledi. Aynı düzenlemenin ilk ve orta öğretim kurumlarının bahçelerinde sigara içilmesini, üniversitelerde sigara satışı yapılmasını, dizi ve kliplerde sigara içme görüntüsünün bulunmasını yasakladığını anlatan Erdöl, televizyonlarda bu konuda eğitici programların yayınlanması zorunluluğunun da getirildiğini kaydetti.
-''MÜCADELE ETMEMİZ ŞART''-
Erdöl, Ulusal Tütün Kontrol Programıyla da 2015 yılına kadar 15 yaş altındakilerde sigara kullanmama oranının yüzde 100, 15 yaşın üstündekilerde ise yüzde 80 oranına çıkarılmasının hedeflendiğini bildirdi. Bu konuda sağlık görevlileri, anne-babalar, öğretmenler, Diyanet İşleri Başkanlığı ve diğer ilgili kurum ve kuruluşlara büyük görev düştüğünü vurgulayan Erdöl, ''Çocuklarımızı ve gençlerimizi sağlıklı nesiller olarak yetiştirebilmemiz için tütünle mücadele etmemiz şart'' dedi.
Erdöl, bir soru üzerine televizyonlarda sigaranın zararlarını anlatan eğitici programların Sağlık Bakanlığı'nın denetiminden geçirilerek yayınlanacağını söyledi.
Bir başka soru üzerine de Erdöl, ilk ve orta öğretim kurumlarının bahçesinde sigara içilmesi halinde okul müdürleri tarafından cezai işlem uygulanacağını söyledi.
-''PAKET ÜZERİNDE BELİRTİLENDEN FAZLA''-
Dünya Sağlık Örgütü Ulusal Tütün Kontrolü Program Sorumlusu Toker Ergüder de Doğuş Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de satılan sigaralardaki nikotin, katran ve karbonmonoksit oranlarının paketler üzerinde belirtilenlerin ortalama 3 kat fazla olduğunun belirlendiğini bildirdi. Bunun diğer ülkelerde satılamayan sigaraların Türkiye'de satıldığı ihtimalini akla getirdiğini savunan Ergüder, ''Bu maddelerin hepsi de kanser yapan maddelerdir. Bu maddeler insan vücudunda 11 değişik organda kanser yapıyor'' diye konuştu. 19 Mayıs'ta yürürlüğe girecek yeni düzenlemelerle kapalı mekanların tamamen sigarasız hale geleceğini kaydeden Ergüder, özel lokanta ve kahvehanelere ise bunun için 1 yıllık geçiş süresi tanındığını hatırlattı.
Dört mum yavaşca yanıyordu.
Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu.
İlki söyledi: ‘’ ben barışım!"
Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim. "
Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü.
İkincisi söyledi: ‘’ ben inancım!"
neredeyse herkez benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor
o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok’’
Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü.
Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu: ” ben sevgiyim!"
yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı
ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi
unuttular "
Ve hiç zaman yitirmeden söndü.
Ansızın...
Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür
”neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir "
Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başlar.
Ardından dördüncü mum söyler:
”korkma ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz
"ben umudum!’’
Unutmayın ki ;
Sizin düşündüğünüz ile, karşınızdakinin duymak istediği,
Sizin söylemek istediğiniz ile karşınızdakinin duymak istediği ve duyduğu,
Sizin söylediğinizi sandığınız ile, karşınızdakinin anladığını sandığı ve anladığı arasında FARKLAR vardır. Yine unutmayın ki;
Söyledim demeniz, duymuş olduğu anlamına gelmez,
Duymuş olması, doğru anladığı anlamına gelmez,
Hak vermiş olması, inanması anlamına gelmez,
İnanmış olması, uygulayacak anlamına gelmez,
Uygulamış olması, sürdüreceği anlamına gelmez.
ACELE KARAR VERMEYİN....
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı
varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep.
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış:
"Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...
İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.
"Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...
Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.
Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.
"Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.
Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış.
Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.
"Bir kez daha haklı çıktın" demişler.
"Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.
Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.
"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..."
"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlamış:
"Acele karar vermeyin.
Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.
Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar.
Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.
Oysa gezi asla sona ermez.
Bir yol biterken yenisi başlar.
Bir kapı kapanırken, başkası açılır.
Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
Gerçek sevgi. Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:
"Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?"
Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönül'e indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
"Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş.
Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima
ENFAL suresi 9. ayet
Siz Rabbinizden yardım talep ediyordunuz, O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti.
Melek
Bir zamanlar doğmak üzere olan bir bebek varmış.Tanrı’ya sormuş:
- Beni yarin dünyaya göndereceğinizi duydum.Ama ben, bu ufacık ve çaresiz halimle orada nasıl yaşayabilirim?...
Tanrı cevap vermiş:
- Senin için seçmiş olduğum birçok melek arasında o seni bekliyor olacak ve her türlü ihtiyacını karşılayacak. ’
- Ama burada cennette, mutlu olabilmem için pek de fazla bir şeye ihtiyacım yoktu. Sadece şarkı söylemek ve gülümsemek bana yetiyordu.
- O sana şarkılar söyleyecek ve her gün gülümseyecek. Sen ise onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın.
- Peki insanlar bana konuşacakları zaman, ben onları nasıl anlayacak ve cevap vereceğim?
- Meleğin sana duyabileceğin en tatlı sözleri söyleyecek ve sabırla sana konuşmayı öğretecek.
- Peki seninle konuşmak istediğimde ne yapacağım? ’’
- Meleğin ellerini nasıl birleştirmen gerektiğini ve bana dua etmeyi öğretecek.
- Duyduğuma göre aşağıda çok kötü insan varmış.Beni onlardan kim koruyacak?
- Meleğin kendi hayatı pahasına seninkini koruyacak
- Ama artık seni göremeyeceğim için ben hep üzgün olacağım.
- Meleğin sana hep benim hakkımda konuşacak ve bana ulaşabilmenin yollarını öğretecek, aslında ben de zaten hep yanında olacağım.
Tam o sırada cennetin kapıları açıldı ve dünyadan sesler gelmeye başladı.Çocuk telaşla sordu:
- Tanrım , sanırım gitme zamanım geldi, lütfen bana meleğimin ismini söyler misin?
- Meleğinin isminin ne olduğu hiç önemli değil... Sen ona ANNE diyeceksin...
Tahta Perdedeki Çivi
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş.
-Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman, her seferinde bu tahta perdeye bir çivi çak demiş.
Genç, birinci (ilk) günde tahta perdeye 37 çivi çakmış.
Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.
Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence:
-Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart (sök) demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki bütün çiviler çıkarılmış.
Babası ona :
-Aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak demiş.
Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.
Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir. Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini açar demiş.
Bazı canlıların deniz yüzeyinin 200 ila 1400 metre altında bulunduğu ve ağırlıklarının 30 kilograma kadar çıktığı, yüzde 25’ininse daha önce bilinmediği kaydedildi.
SİDNEY - Bilim adamlarının Antarktika sularında dev deniz canlılarını filme aldığı ve bazılarını yakaladığı bildirildi.
Antarktika sularında seyreden üç araştırma gemisinin deniz yüzeyinin 1000 metreden daha altında yaptığı araştırmalarda bulunan canlılar arasında yemek tabağı büyüklüğünde deniz örümceği ve 6 metre uzunluğunda dokunaçları olan pelteleşmiş balıklar bulunduğu belirtildi.
Araştırmaya öncülük eden gemi olan Aurora Australis’de görevli Avustralyalı bilim adamı Martin Riddle, büyüklüğün Antarktika sularında çok sık görülen bir durum olduğunu ifade ederek, gezileri sırasında büyük kurtlar, devasa kabuklular ve yemek tabağı büyüklüğünde deniz örümcekleri topladıklarını söyledi.
Riddle, bazı bölgelerin her santimetresinin canlılarla dolu olduğunu, bazı yerlerde ise buzdağlarının sürtünmesi nedeniyle derin yarıklar ve oyuklar oluştuğunu kaydetti.
Avustralya Antarktika Bürosu tarafından düzenlenen geziye katılan bilim adamlarının Antarktika sularında çevresel değişiminin etkilerinin ne olduğunu, atmosferdeki karbondioksit seviyesinin artmasının nedeni olan okyanus asitlenmesinin deniz organizmalarının büyümesini nasıl zorlaştırdığını ve gelişimini nasıl yavaşlattığını anlamayı hedefledikleri bildirildi.
Geziye katılan Aurora Australis, Fransız L’Astrolabe ve Japon Umitaka Maru gemilerinin Avustralya’nın Tazmanya adasına, güverteleri bilinmeyen deniz canlılarıyla dolu olarak demirledikleri belirtildi.
Bazı canlıların deniz yüzeyinin 200 ila 1400 metre altında bulunduğu ve ağırlıklarının 30 kilograma kadar çıktığı, yüzde 25’ininse daha önce bilinmediği kaydedildi.
Umitaka Maru gemisinin sayım projesi başkanı Graham Hosie, araştırmanın, hangi türlerin Antarktika çevresine uyum sağladığını anlama açısından bilim adamlarına yardımcı olacağını söyledi.
Hosie, toplanan canlıların türünün tespit edilebilmesi için doku örnekleri ve DNA şifrelerinin dünyadaki üniversiteler ve müzelere gönderileceğini belirterek, yakaladıkları canlıların tamamının teşhis edilemediğini, aralarında yeni türlerin bulunma olasılığının yüksek olduğunu kaydetti.
Büyük din ve bilim adamlarından Ulu Arif çelebi anlatıyor :
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış….
Büyüğü Halil.
Küçüğü ise İbrahim…
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekarmış…
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin.
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..
Bununla geçinip giderlermiş.
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış :
- İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
- Peki abi demiş İbrahim…
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye….
O gidince, düşünmüş İbrahim:
- Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve,
Kendi payından bir miktar atmış onunkine.
Az sonra Halil çıkagelmiş.
- Haydi İbrahim…! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
- Peki abi…!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halil’i düşünür bu defa:
Der ki:
- çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekar.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile.
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki .
Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler.
Şaşarlar bu işe…
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir…
Küçük kız hüzünlü bir yabancıya gülümsedi...
Bu gülümseme adamın kendisini iyi hissetmesine
neden oldu.
Bu hal içinde yakın bir geçmişte kendisine yardım
eden bir dosta teşekkür edemediğini hatırladı...
Hemen bir not yazdı,ardından arkadaşına yolladı.
Arkadaşı bu mektup eline geçtiğinde o kadar mutlu oldu ki,mektubu
okuduğu lokantadaki garson kıza çok yüklü bir bahşiş bıraktı.
Garson kız ilk defa bu kadar yüklü bir bahşiş alıyordu, akşam eve
giderken kazandığı paranın bir parçasıyla köşede aç olduğu belli
fakir bir adama yiyecek aldı.
Adam öyle minnettar oldu ki üç gündür boğazından bir şey
geçmemişti.
Karnını doyurduktan sonra bir apartmanın bodrum katındaki
tek kişilik odasının yolunu tuttu.
Öyle neşeliydi ki bir saçak altındaki titreşen köpek yavrusunu
görünce kucağına aldı ve yavruyu ısıttı. Küçük köpek gecenin
soğuğundan kurtulduğu ve başını okşayan bir el olduğu için
çok mutluydu.
Gece yarısından sonra tüm apartmanı dumanlar sardı.
Bir şeylerin ters gittiğini hisseden köpek yavrusu çılgınlar gibi
havlamaya başladı.
Önce fakir adam uyandı, sonra bitişik apartmandaki insanlar
nne ve babalar dumandan zehirlenmek üzere olan çocukları
kucaklayıp hayatlarını kurtardılar.
Bütün bu güzellikle zinciri beş kuruş maliyeti olmayan
bir tebessümle başladı.
UNUTMAYIN HER ZAMAN BU ZİNCİRİN İLK HALKASI OLABİLİRSİNİZ!..
BASİT BÎR TERCİH
ilk Müslüman Türk Devletlerinden biri olan Gazneliler devletinin en büyük
ve değerli hükümdarlarından biri olan ve tarihte ilk defa "sultan" adını
alan Sultan Mahmud, İslamı yaymak için Hindistan'a on sekiz sefer
düzenlemişti İşte bu seferlerden birinde çok şiddetli bir direnme ile
karşılaşmış, zafer kazanacağından şüpheye düşmüştü Tam bu zor
durumda iken Allah'a şöyle yalvardı: "Ey Rabbim, bu savaştan galip
çıkarsam, aldığım bütün ganimetleri yoksullara dağıtacağım "
Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kıymetli ganimetlere sahip oldu
Gazne'ye döndüklerinde elde ettikleri bütün ganimetleri yoksullara, muhtaçlara
dağıtmaya başladı Fakat bazı vezir ve komutanlar araya girip, "Aman Sultanım
ne yapıyorsunuz, bunca değerli ganimetler, altınlar, inciler fakir fukaraya
dağıtılır mı? Hem onlar bunların kıymetini ne bilecek? Üstelik devletin hazinesinin
bunlara ihtiyacı var" diyorlardı Sultan Mahmut bunu Allah'a verdiği sözün gereği
olarak yaptığını, kendisi için bir adak olduğunu söyledi Adamları yine itiraz ettiler:
"Efendimiz önemsiz olanları dağıtın, değerli olanları hazineye ayırın, bütün
memleketin bunlara ihtiyacı var" dediler Sultan Mahmut'un kafasını karıştırdılar
O zamanda Gazne'de yaşayan, doğruyu ve hakki kellesi pahasına söylemekten
çekinmeyen âlim ve fâzıl büyük bir zat vardı Sultan Mahmud onu çağırtıp durumu
anlattı ve fikrini sordu O büyük zat şöyle dedi:
"Sultanım bunda kararsızlığa düşecek bir taraf yok Çok basit bir tercih karşısındasınız
Eğer Allah'a bir daha işiniz düşmeyecekse hemen adamlarınızın dediğini yapın,
ganimetleri hazineye koyun Ama Allah'a tekrar işiniz düşecekse verdiğiniz sözü tutun,
adağınızı yerine getirin, ganimetleri yoksullara dağıtın"
Şeyh Edebaliden Osman Gazi'ye
Oğul!
"İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler."
"Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir.. Bütün fethedilmemiş
gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adâletinle gün ışığına çıkacaktır."
"Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir."
"Bu dünyada inancını keybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin."
"Açık sözlü ol Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin, deme! Sevildiğin
yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir..."
"Şu üç kişiye; yâni câhiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken
itibarını kaybedene acı!..."
"Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir."
"Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilenin iyisine doru, yiğidin iyisine deli
(korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler."
"En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. "
"İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkamaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur.
a) Başımızın dik durmasını sağlarb)Başımızı sıcak ve soğuktankorurc) Hastalıktan korur
13-Aşağıdakilerden hangisi doğrudur?a)Dişlerimizi iğne,çöp gibi araçlarla temizlemekb)Dişlerimizi doğru ve kuralına uygun fırçac)Fındık,ceviz gibi sert maddeleri dişlerimizle kırıp yemek
14-Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde vücudumuzun bölümleri doğru olarak verilmiştir?
a)Baş,gövde,parmak ve ellerb)Gövde,kollar,boyunc)Baş,gövde,kollar ve bacaklar
15-Eczahane için verilen bilgilerden hangisi doğrudur?
a)Hastaların muayene edildiği yerdir.B)İlaçların hazırlanıp satıldığı yerdir.<